Her üç kadından birinde görülen deri çatlakları (Stria) görsel açıdan kaygı oluşturan ve tedavisi en zor estetik sorunlardan biri olarak kabul edilir.

Cilt çatlaklarını iyileştirmeye yönelik çeşitli tedaviler geliştirilmiş olmasına rağmen,çatlakları kalıcı bir şekilde ortadan kaldırabilmek ve cildi tekrar normal görünümüne kavuşturabilmek mümkün değildi.

Genellikle gebelik, kilo alıp-verme gibi hormonal değişiklikler yüzünden oluşan deri çatlakları için günümüzde de halen uygulanmakta olan yöntemler, ciltte mikro hasar yaratma prensibine dayanılarak gerçekleştirilen tedavi sistemleridir. Erken dönem cilt çatlaklarının tedavisinde yaklaşık 10 yıldır uygulanan Pulsed Dye lazer ve karboksiterapi gibi yöntemlerle cilt yüzeyinde belli bir düzelme sağlanabiliyor olmasına rağmen, ciltte renklenme elde edilemiyordu.

İlk oluşum evresinde kırmızı renkte olan çatlaklar zaman içerisinde renk değişiminden geçerek beyaz çizgilere dönüşürler. Bugüne kadar beyaz renkteki çatlakları tedavi edebilen hiçbir teknoloji yoktu. Fakat Biodermogenesi yöntemiyle gerek yeni (kırmızı renkli, stria distensa rubra) gerekse eski (beyaz renkli, stria distensa alba) çatlaklarda olumlu düzelmeler ve renklenme elde edebilmek artık mümkün hale gelmiştir.

İtalya’da yıllar süren Ar-Ge çalışmalarının sonunda ilk defa cilde hasar vermeden çatlakları tedavi eden bu sistem ile ortalama %85 oranında iyileşme sağlanıyor. Yeni vakalarda bu oran daha da yüksek.

Çatlak Tedavisi Nedir?

Cilt destek dokusu %80 kolajen ve %4 elastin liflerinden oluşmaktadır. Kolajen ve elastin, cilde elastikiyet ve esneklik veren, cildin sıkı görünmesini sağlayan, vücut tarafından üretilen önemli proteinlerdir.

Derimizin orta tabakası olan dermis, içerdiği bu lifler sayesinde cildin temel çatısını oluşturmaktadır. Dermis tabakasının ana maddesi olan kolajen lifleri, cildin dayanıklılığını ve yapısal bütünlüğünü sağlar ve daha ince olan elastin lifleri ile birlikte gözenekli bir ağ oluşturur. Çatlak oluşumu ise cildi sıkılaştıran temel çatının yıkılması-kolajen dokunun parçalanması ve elastin liflerinin kopması-sonucunda meydana gelir.

Bi-One adı verilen cihaz ile uygulanan Biodermogenesi yöntemi, diğer tedavilerden farklı olarak dokulara hasar vermez. Bio uyumlu manyetik alan ile birlikte bazı spesifik amino asit bazlı serumların cilde verilmesi esasına dayanan bu işlem, dokuların biyolojik olarak tekrar canlanmasına ve kendi kendini yenilemesine yardımcı olur.

Destek dokusundaki kolajen ve elastin lifleri uyarmasının yanı sıra melanin pigmenti üreten melanosit hücrelerinin de normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanmasını ve

çatlak dokusunun derinin diğer bölgeleriyle aynı rengi almasını sağlar.

Tedavi Edilebilir Alanlar Nelerdir?

Biodermogenesi yöntemi tedavi alanının genişliğine göre genelde tek bölgeye uygulanır. Çok dar olması halinde ikinci bir bölgeye de uygulama yapılabilir. En sık tedavi edilen bölgeler;

  • Göğüsler
  • Kollar
  • Bel çevresi
  • Karın
  • Sırt
  • Kalça
  • Bacaklar

Uygulama Ağrılı Mıdır? Tedavinin Yan Etkileri Nelerdir?

Ağrısız bir işlemdir. İşlem sonrasında deride hafif kızarıklık dışında bir yan etki görülmez ve kişi günlük sosyal yaşantısına rahatlıkla dönebilir. Bu tedavinin en büyük avantajı yaz aylarında da uygulanabiliyor olmasıdır. Lazer veya benzer tedavilerde olduğu gibi güneşten korunmaya gerek yoktur.

Seans Sayısı ve Aralıkları

Çatlak tedavisinde erken dönemde 8-10 seanslık tedaviler yeterli olabiliyor iken, geç dönem çatlaklarda yaklaşık 15-20 seanslık bir tedaviye gereksinim oluyor. Çatlak tedavisinde haftada ortalama 2 seans bazen 3 seanslık tedaviler önerilir. Seans süresi ortalama 30-45 dakikadır.

 

Yukarı